PAYLAŞ

Ticari kurumlar isimlerinden de anlaşılacağı gibi “ticaret yapmak amacıyla bir araya gelen öğelerin birleşiminden” oluşurlar. Ana amacı “para kazanmak” olarak özetlenebilecek bu durum, yapılan yatırımların belirlenen hedeflere ulaşılmasıyla mutluluk , keyif vermesi şeklinde de tanımlanabilir.

Bu kadar “keyif verici” bir iş olan ticaret, belirlenen konuya yatırım yapan, hedef belirleyen “Patron“ ismi verilen işin sahibi, yani çoğu zaman kurucusu da olan kişi tarafından temsil edilir. Yani aslında hayalleri bir iş haline getiren ve hedeflerine ulaşmak için de sorumluluk ve riskleri alan o’dur.  Canla başla, her şeyini ortaya koyarak, kendisi de inanılmaz derecede bir performansla çalışarak girişir işe. Kimi zaman her şey yolunda gitmez ve hayaller hedefe ulaşamadan kısa bir sürede kaybolur. Her ne kadar açılan her 10 şirketten sadece bir tanesi başarılı olsa da, benim bahsedeceğim durum işlerin iyi gitmesi hali ile ilgili. Evet iyi gitmesi! Hatta çok iyi gitmesi ile ilgili.

Herşey yolunda gittiğinde, başarıya ulaşıldığında ne olur? Eminim hepinizin bu konuda söyleyeceği birçok şey vardır. Ben biraz yaşanmış gerçekler tarafından anlatayım size neler olduğunu.

Böylesi durumlar da “patron” yapmış olduğu yatırım, harcamış olduğu enerji ve aldığı risk gibi zorlayıcı şartların haklı karşılığını yaşama hazzına ulaşır. Ne de olsa iş başarılı bir şekilde yürümüş, doğru adımlar atılmış ve yapı günden güne güçlenmektedir. Başarılı olma duygusu kabuğundan çıkmış ve vücuda zerk olmaya başlamıştır.

Tam bu anda bir ara dönem başlar. İşin iyi gitmesine rağmen herşeyi doğru yapan ve başarılı bir şekilde yola koyulan “patron” keyif hali yoğun olmasına rağmen vücudunu saran ve artık ense kökünden beynine doğru ilerleyen ego zehiriyle mücadeleye başlar. Herşey yolunda ama o memnuniyetsizlik yaşamak isteyen bir ruh halindedir. Oysa ki herşeyin yolunda olduğunu bilmekte ve de büyük bir keyif almaktadır. İşte tam bu sıralarda beyne ulaşan zehir bir de kaybetme korkusunu doğurur.

Kaybedebilirim, Musluk Akarken Kovaları Doldurmak Gerekir!

Hemen önlemler almalıdır bizimki. Önce ilk girişim işin konusu olan ana sektörden, sektörün diğer dallarına uzanmalıdır. Neden en iyi bildiği işi başkalarına para vererek yapsın ki? Hem herkes onu sömürmeye çalışıyor zaten. Bunların bilincinde(!) olan “patron”, beyindeki zehirin de etkisiyle başlar yeni bir senaryoya.

Artık bu dakikadan itibaren herşey aynı olmasına rağmen hedefler yetersiz, kazançlar hiç tatmin etmeyecek kadar düşüktür. İstenenlere birkaç personelin yetişemesinin imkanı yoktur. “Hedeflere ulaşamamak” bulaşıcı bir virüstür ve oldukça ağır bir psikolojik gerilim hissettirir.

Nihayetinde aynı olan hedef, “nasıl olsa ben buna ulaştım” düşüncesiyle başka başka normlar haline getirilir. Beyindeki zehirin etkisi, yeni doğan “kaybedebilirim korkusu” yeni sendromlar çıkarır ortaya. Bir panik başlar ve yeni yeni saçmalıklara hedef ismini yükleyen “patron” memnuniyetsizliği bir üst dereceye çıkarıp kazançların düşük olduğunu, hiç tasarruf yapmadıklarını söylemeye başlar.

boss

Hedeflerle ilgili nasıl önlem aldıysa yani “Eski hedefe nasıl ulaşıldıysa ve büyütmek için yeni projeler ortaya koyduysa, kazancı da aynı oranda büyütebilirim” gözüyle bakma dönemleri gelmiştir artık.

Oysa ki her zaman bu kurallar bu kadar basit işlemese de, işe başlanılan şartlar ve zamanın getirdiği gereksinimler aynı değildir. Devamlı olarak değişmektedir. Etrafta, patlayan tomurcuk taneleri gibi onların pastasında gözü olan “Yahu o yaptıysa ben de yaparım benim başım kel mi?” düşünceli, girişimci/yatırımcı iş adamlarımız bulunmaktadır. İşler büyüdükçe, büyütüldükçe , zaman su gibi akıp geçer.

Aynı ürün ortada olmasına, hatta ilk zamanlara göre çok daha fazla üretilmesine rağmen birim başı kazançlar azalmaya başlar. Gözleri asla kapamayan patronlar, trendimiz olan kelimemiz “inovasyon” yolunda ilerler ve değişen şartların kendilerini etkilemesine izin vermedikleri gibi, kimi şartları da kendileri değiştirirler.

Gözlerini kapatanlar ise zaten bu döneme yetişememişlerdir. Bir köşede eskiden neler yaptıklarını anlatır dururlar. Kendilerine göre belirledikleri bir suçlu vardır. Bazen bir ortak, bazen çalışan, bazen de yönetici yaptıkları kişilere söylenirler. Ailelerine suç bulabilir. Hatta iyi dönemler de kurumunda görev verdiği bir aile üyesi varsa onu suçladığı anlar bile olabilir. Belki de uzun süredir şirketini bu duruma getirdiği için(!) artık görüşmüyorlardır bile!

Biz yine işleri iyi giden patrondan devam ederek, bulunduğu sektörde zirveye çıkan kuruma gidelim. Yapılan doğru yatırım, atılan planlı adımların karşılıkları alınmaya devam etmektedir. Kurumun finansal tabloları hep artı vermekte, personel sayısı hızla artmaktadır.

Patron artık kendi yönetebildiği ve birebir kendi görüşebildiği personel sayısını istem dışı olarak çok da planlamadan azaltmaya başlamıştır. Bu konu farkında olduğu bir durum değildir. Ancak kendi vicdani rahatını düşünerek, “yoğunluklarından ötürü” bu tip bir durum yaşadığını ve mecbur kaldığını kendi kendine  telkin eder. “Bu kadar işim varken, devamlı olarak yeni işler , müşteriler peşinde koşturup dururken küçük işlerle ilgilenemem ki!” diye düşünür. Ne de olsa kendi düşüncesine göre yanında çalışanlara iyi bir ortam vermiş, rahatlık ve güven veren bir iş fırsatı sağlamıştır. Gerçekten de çok yoğundur ve yönetilecek bir zamanı kalabilmesi açısından bazı işlerden artık kendini çekmelidir.

Bu tip durumlarda patronların belirli “yürüyen iş“ ve süreçleri kısmını profesyonellere devretmesi gerekir. Onlarda zaten öyle yaparlar. Macera da işte böyle başlar.

Uzun bir süreci kapsayacak bu yazı,  “dizi” olarak devam edecek.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here